twit

leftside social

"Hiçbir kötülük, kötülük olarak tarif edilmekle düzeltilememiştir." T. Adorno

Radikal kötülük karşısında utanç ve şaşkınlıkla ağzı dili kuruyan, aralarında Adorno, Freud ve Arendt'in de bulunduğu bir grup Almanya kökenli filozof, ömürleri boyunca şu soruyu sordular ve bir külliyat oluşturdular:

"İnsanoğlu neden ve nasıl bu kadar kötü olabilir? Kötülüğün kaynağı nedir?"

Sanırım Türkiye, bugünlerde onların verdikleri yanıtlardan bile daha fazlasına ihtiyaç duyuyor. Konu,...

Yazının Devamı

Memleketin en pişpirik kahvesinden en münevver akademik çevrelerine kadar herkesin sorduğu tek bir soru var:
“Bu ‘turbun büyüğü’ dedikleri ne olabilir? Bu adamı siyasetten el çektirecek, etrafındaki kefenlenmiş ruhları bu adamdan vazgeçirecek görüntü, kayıt vesaire nedir?”

Herkes kendi siyasal ve pornografik fantezi dünyasının sınırlarını zorluyor. Milletçe bütün zekâmızı vakfettiğimiz “olası turplar” süreci, komplo becerilerimizi geliştiriyor ama esas önemlisi “Cemaat” dediğimiz hayaletimsi yapıya yüklediğimiz...

Yazının Devamı

En başa dönelim... Derdini başkasının dilinde anlatmaya çalışmak tam o kaşınan yere ulaşamamak gibi. Ömrünce. Öm-rün-ce! Bu yüzden ülke mühim. Kör topal, çolak topal, yalan dolan, “akrepler ve çıyanlar”, ama bu ülke durmalı. Bu bir.

Benim ülkem zalimliğin, alçaklığın, bayağılığın memelerinden süt gelince, karnı doyacak sanıp, her seferinde, içmiş bir toprak. Dinleyip izleyip şaşırıp kahrolup deme sakın “Bu nasıl olur!” Çünkü daha...

Yazının Devamı

İlk kez anlıyorum o sert kadınları, adamları.Ölüm oruçlarında, “illegal” mahallelerde, örgütlü evlerde, kanlı gömleklerin atıldığı görüş günlerindeki kaşları çatılmış o insanları anlıyorum. “Ağlamayın, onlar görmesin ağladığınızı” diyenleri, ilk kez. Anlıyorum şimdi insan neden düşman olur kendi gözyaşına. Anlıyorum neden kesip atmak istersin en insani, en yumuşak yanını. Berkin’i küçük bir tabuta koymuş götürüyorlar...

“Ağlamayın ulan!” diye bağırasım geliyor bütün memlekete, “Kesin ağlamayı!...

Yazının Devamı

Şu anda bir yerde, sekiz yaşında bir kız çocuğu var. Hayatı, hayatından nefret eden “hanım” öğretmeninin verdiği dersleri ile evde durmadan yemek yapan ve hayatından nefret eden annesi arasında geçiyor. Bir yandan Flash TV’de bir histeri krizine girmişçesine memelerini sallayan kadınları görüyor, bir yandan giderek daha kapanan kadınlara bakıyor mahallesinde. Bir yandan dizileri izliyor, bütün kadınlar ya dayak yiyor ya da evlenmek...

Yazının Devamı

Yazıya başlamadan mühim bir not:

Ne olursa olsun, hangi rezilliği görürsek görelim, asla ama asla unutmayın ki, bu memleket irinden, çamurdan ve alçaklıktan ibaret değildir. Olmadı. Olmayacak.
Gelelim meseleye...

Geçen günlerde Nuray Mert şöyle bir söz söyledi:

“Toplumlar pinpon topu değildir. Dibi görünce bir anda zıplayıp yükselmezler.”
Bu sözcüklerle değilse de ne zamandır içimden geçen bu. Twitter ekranlarının başında “Du’ bakalım daha neler...

Yazının Devamı

Tek kişilik bir meyhane var içinde. Bektaşi renginde. “Günah benim kime ne!” meşrebinde. Yılda bir, bilemedin iki kere açılıyor bu meyhane. Söylememek lazım değil mi böyle şeyleri. Hem de “içinden geçtiğimiz şu günlerde” hiç böyle şeylerden... Ama “Melanet hırkasını kendim giydim” diyor Muazzez, dinlesene. Evet, Pazartesi sabahı. Evet şimdi. Açılıyor meyhane. Geliyo’ musun?
Kapıda şöyle yazıyor:

“Önce kendine gel sonra meyhaneye
Kalender ol...

Yazının Devamı

Hüdainabit, yani her yerde, hiçbir özel çabaya gerek olmadan büyüyen bitkinin insanı hayrete düşüren bir hayatta kalma ihtirası var. İnadı var. Sanki çirkinliğinin hırsıyla büyüyor. Kökünü en derine salıyor ki kimseler çekip çıkaramasın. Hızla alana yayılıyor ki aman başka hiçbir bitki, çiçek yaşayamasın. Semiriyor ha gayret. Toprağın bütün suyunu emiyor ki aman başkalarına beslenecek bir damla su kalmasın. Nihayet güneşte gururla parlıyor...

Yazının Devamı

Herhalde 12 Eylül darbesinin ardından Türkiye basın tarihinin ve yakın siyasal geçmişin en kapsamlı ve en etkili “olmamış gibi yapma” operasyonuna tanık oluyoruz. Bizden önceki kuşak (’68-’78) bu operasyonların kapsamının ne kadar alçakça genişleyebileceğini ölmüş arkadaşlarının yok sayılmasıyla hatta canavar ilan edilmesiyle kerelerce gördü. Bizim kuşağımızın en mühim köşe taşlarından bazıları da Sivas Katliamı, Hayata Dönüş Katliamı ve Kürt bölgesindeki zalimlikler oldu....

Yazının Devamı

Buz gibi hava. Güneş yeni doğuyor. Kayseri’ye 100 km kala bir mola yerinde iki genç garson, donmuş betonda “Bah bah Metin, buz pisti gibi” gibi diye bağırıp oyun oynuyor. İstanbul’dan gelen altı otobüs dolusu genç dertli ve yorgun, sigara içiyorlar. Garson Metin “Niye gelmiş lan bunlar?” diyor ötekine. “Bilmem” diyor patenci, “Siyasi gibi sanki bunlar.” Kaymaya devam ediyor. Otobüsler dolusu üniversiteli genç,...

Yazının Devamı
social

yhlogo