twit

leftside social

Şimdi bir nesil için deniz gözlüğü, Talcid ve “hülooooğ” diye anlamsız bir nida, derin anlamlar taşıyor. Bugün, herkes en azından ucundan kenarından hareketin içinde var olduğu ya da tanık olduğu için o anlamın ne olduğunu aktarabilmek, hissettirebilmek görece daha mümkün. Ama esas mesele şu: Acaba bundan on yıl sonra Gezi Direnişi nasıl anlatılacak? Acaba 60’ları ve 70’leri “Biz devrim yapacaktık” diye anlatanların...

Yazının Devamı

Türk. Bu sözcük mağarada bir eko gibi. Ses, bir kere senden çıktı mı dalga dalga keşfeder ya mağaranın hiç göremediğin yerlerini. Eko uzayıp karanlıkta yayıldıkça bir tedirginlik sarar insanı. "Demek o kadar derin", "Demek dibi bucağı yok"... Eko, boşluk duygusu yaratır, bir tür çaresizlik. Ses büyüdükçe mağarada, sen küçülürsün. Mağaranın büyüklüğüyle baş edemeyeceğini düşünürsün. "Belki hiç girmemek en iyisi"...

Ermeni. Bu sözcük,...

Yazının Devamı

Sevgili Karşı'nın gazetecileri arkadaşlar,

Siz bu sabah gazetede direniş kahvaltınızı ederken, uzakta bir şehirde, o masada çektirdiğiniz fotoğrafta yüzlerinize tek tek bakarak şöyle düşündüm:

Sonunda ne olacak peki? Büsbütün kavgaya mı dönüşecekler, dönüşeceğiz? Nasıl insanlar olacağız o zaman?

Şöyle bir cevabım var. Bakalım siz ne diyeceksiniz:

"Kavgadan ibaret olmak" meselesinin insanı tedirgin etmesinin nedeni, kavgayı kesintisiz zorluk ve salt keder olarak tahayyül...

Yazının Devamı

"Hiçbir kötülük, kötülük olarak tarif edilmekle düzeltilememiştir." T. Adorno

Radikal kötülük karşısında utanç ve şaşkınlıkla ağzı dili kuruyan, aralarında Adorno, Freud ve Arendt'in de bulunduğu bir grup Almanya kökenli filozof, ömürleri boyunca şu soruyu sordular ve bir külliyat oluşturdular:

"İnsanoğlu neden ve nasıl bu kadar kötü olabilir? Kötülüğün kaynağı nedir?"

Sanırım Türkiye, bugünlerde onların verdikleri yanıtlardan bile daha fazlasına ihtiyaç duyuyor. Konu,...

Yazının Devamı

Memleketin en pişpirik kahvesinden en münevver akademik çevrelerine kadar herkesin sorduğu tek bir soru var:
“Bu ‘turbun büyüğü’ dedikleri ne olabilir? Bu adamı siyasetten el çektirecek, etrafındaki kefenlenmiş ruhları bu adamdan vazgeçirecek görüntü, kayıt vesaire nedir?”

Herkes kendi siyasal ve pornografik fantezi dünyasının sınırlarını zorluyor. Milletçe bütün zekâmızı vakfettiğimiz “olası turplar” süreci, komplo becerilerimizi geliştiriyor ama esas önemlisi “Cemaat” dediğimiz hayaletimsi yapıya yüklediğimiz...

Yazının Devamı

En başa dönelim... Derdini başkasının dilinde anlatmaya çalışmak tam o kaşınan yere ulaşamamak gibi. Ömrünce. Öm-rün-ce! Bu yüzden ülke mühim. Kör topal, çolak topal, yalan dolan, “akrepler ve çıyanlar”, ama bu ülke durmalı. Bu bir.

Benim ülkem zalimliğin, alçaklığın, bayağılığın memelerinden süt gelince, karnı doyacak sanıp, her seferinde, içmiş bir toprak. Dinleyip izleyip şaşırıp kahrolup deme sakın “Bu nasıl olur!” Çünkü daha...

Yazının Devamı

İlk kez anlıyorum o sert kadınları, adamları.Ölüm oruçlarında, “illegal” mahallelerde, örgütlü evlerde, kanlı gömleklerin atıldığı görüş günlerindeki kaşları çatılmış o insanları anlıyorum. “Ağlamayın, onlar görmesin ağladığınızı” diyenleri, ilk kez. Anlıyorum şimdi insan neden düşman olur kendi gözyaşına. Anlıyorum neden kesip atmak istersin en insani, en yumuşak yanını. Berkin’i küçük bir tabuta koymuş götürüyorlar...

“Ağlamayın ulan!” diye bağırasım geliyor bütün memlekete, “Kesin ağlamayı!...

Yazının Devamı

Şu anda bir yerde, sekiz yaşında bir kız çocuğu var. Hayatı, hayatından nefret eden “hanım” öğretmeninin verdiği dersleri ile evde durmadan yemek yapan ve hayatından nefret eden annesi arasında geçiyor. Bir yandan Flash TV’de bir histeri krizine girmişçesine memelerini sallayan kadınları görüyor, bir yandan giderek daha kapanan kadınlara bakıyor mahallesinde. Bir yandan dizileri izliyor, bütün kadınlar ya dayak yiyor ya da evlenmek...

Yazının Devamı

Yazıya başlamadan mühim bir not:

Ne olursa olsun, hangi rezilliği görürsek görelim, asla ama asla unutmayın ki, bu memleket irinden, çamurdan ve alçaklıktan ibaret değildir. Olmadı. Olmayacak.
Gelelim meseleye...

Geçen günlerde Nuray Mert şöyle bir söz söyledi:

“Toplumlar pinpon topu değildir. Dibi görünce bir anda zıplayıp yükselmezler.”
Bu sözcüklerle değilse de ne zamandır içimden geçen bu. Twitter ekranlarının başında “Du’ bakalım daha neler...

Yazının Devamı

Tek kişilik bir meyhane var içinde. Bektaşi renginde. “Günah benim kime ne!” meşrebinde. Yılda bir, bilemedin iki kere açılıyor bu meyhane. Söylememek lazım değil mi böyle şeyleri. Hem de “içinden geçtiğimiz şu günlerde” hiç böyle şeylerden... Ama “Melanet hırkasını kendim giydim” diyor Muazzez, dinlesene. Evet, Pazartesi sabahı. Evet şimdi. Açılıyor meyhane. Geliyo’ musun?
Kapıda şöyle yazıyor:

“Önce kendine gel sonra meyhaneye
Kalender ol...

Yazının Devamı
social

yhlogo